//-->
 

 

 

Hayaller...

bingöl ili sehri sehiri yayladere ilcesi tarihi tarihcesi ilce hakkinda genis bilgiler

YAYLADERE İLÇESİNİN TARİHÇESİ

 

Habip Yayladere bölgesinde M.Ö. 2100 yıllarında Komukların, Horrilerin M.Ö. 1360 yıllarında Hititler' in egemenliği görülmektedir. M.Ö. 900 yıllarında ise Urartular M.Ö. 550 yıllarında Perslerin daha sonra İskender İmparatorluğunun himayesine giren ilçe toprakları M.Ö. 75 yıllarında Ermenistan Krallığının M.Ö. 50 yıllarında da Roma İmparatorluğunun himayesine girmiştir. 1073 yılında yapılan Malazgirt savaşına kadar Bizans İmparatorluğu hakimiyetinde bulunan bu bölge bu önemli Türk zaferinden sonra Selçuklu devletine dahil olmuştur. 1080-1201 yılları arasında Saltukoğulları'nın,1473 tarihine kadar Uzun Hasan'ın elinde bulunan ilçe toprakları bu tarihte yapılan Otlukbeli savaşından sonra ise tamamen Osmanlı İmparatorluğunun himayesine girmiştir.

 

1514 yılına kadar İran Safevi devletinin saldırılarına uğrayan bu bölge Çaldıran savaşından sora Yavuz Sultan Selim tarafından tamamen Osmanlı topraklarına katılır. İlçede bu İmparatorluklar kalıntı olarak biraktikları tek şey yüksek bir kayalığın kale olarak kullanılması ve kale üzerindeki yerleşik hayata dair izler görülmektedir.

 

Yayladere halkı ilçenin kuruluşuyla ilgili kesin bir bilgiye sahip degildir. Yalnız anlatılanlara göre “ Yayladere de 3 aile yaşamaktadir. Daha sonra Sade aşiretinin kümsür kolundan bir çok aile gelir ve Yayladere' ye yerleşirler. Böylelikle Yayladere tam bir yerleşim merkezi haline gelir.” Yayladere ilçesinin ilk adı Holhol' dur. Cumhuriyetin ilk yıllarında Holhol Köyü olarak Sarıtosun bucağına bağlı bir köy olan Yayladere 1936 yılında bucak merkezinin Sarıtosun'dan Holhol'a olan eski adı 1959 yılında Yayladere olarak değiştirilmiştir. 04 Temmuz 1987 tarihinde 3392 sayılı yasasıyla Bingöl iline bağlı bir ilçe haline dönüşmüştür.


COĞRAFİ YAPI

 

Yayladere doğuda Kiğı ilçesi, Kuzey batıda Tunceli'ye bağlı Pülümür ilçesi, Günaybatıda Tunceli'nin Nazimiye ilçesi ve güneyden ise Elezığ'ın Karakoçan ilçesiyle sınırlı ve komşudur.

 

İlçenin güneyinden geçen ve Keban Baraj gölüne dökülen Perisuyu Elezığ ili ile Bingöl ili topraklarını birbirinden ayırır. Bu akarsu üzerinde kurulmakta olan Özlüce Barajının yapımıda yıllardır devam etmekte, günümüzde önemli bir bölümü tamamlanmış sayılmaktadır.

 

Yaklaşık 1650 metre yükseklikte yer alan Yayladere, çevresindeki dağların güney eteklerinde kurulmuştur. Her yanı dağlarla çevrili bulunan ilçenin etrafındaki yükseltisi 2500 metreyi aşmaktadır. Bu bölgede jeolojik geçmişte güney Pontid Okyanusunun etkisi vardır. Bu okyanusun kuzeyden ve güneyden gelen kıtasal levhalarla kapanması sonucu yer kabuğunun bu zayıf kuşakları boyunca yer altındaki mağmanın yükselmesi nedeniyle bu bölgelerde volkanik röliyef oluşmuş ve arazi bu röliyefe bağlı olarak bugünkü görünümünü almıştır.

 

Tarihte çok şiddetli depremlerin oluştuğu, içinde bulunduğumuz bölgede, günümüzde de önemli yer kabuğu hareketleri yaşanmaktadır.

 

Bu deprem kuşağında Amik Ovasından Karlıova'ya kadr uzanan kırık boyunca, özellikle VIII. ve X. yüzyıllarda önemli depremler olmuştur. Günümüzde de etkinliği sürdüren bu deprem kuşağı son olarak 1970'teki Bingöl depremi de büyük zarara yol açmıştır. Burada yer alan önemli tepeler, Taru ve Sülbüs tepeleridir.

 

Yayladere'nin kuzeyinde ve Deşt Düzü'nün batısında yer alan Sülbüs dağı (2884 m.) çok yüksek volkanik bir dağdır. Bulunduğu sıradağın ortasından birden bire yükselmektedir. Karları en geç eriyen yerlerdendir. Sülbüs'ün üstü ve etekleri yayla olarak kullanılır. Uzaktan sivri bir koni şeklinde görünse de üstü düzlüktür. Tepesine kadar yol olduğu bilinmektedir. Dağa adını veren Sülbüs Ziyareti dağın tepesindedir.

 

Yayladere ilçesine bağlı Taru (Yavuztaşı) köyünde Taru taşı adında bir sap kayalık vardır. Bu kayalığın güneyinde bulunan Hasköy'e yakın bir yerde de şifalı bir kaplıca vardır. Birçok romatizmal hastalık için sayısız yararı olduğu bilinmektedir. Ancak bu kaplıca içinde bilimsel çalışmalar yapıldığı söylenemez.

 

Karakoçan - Yayladere yolu kenarında Meydan Gölü ise önemli bir mesire yeri olarak bilinmektedir

 

Ekonomi

 

Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır


YAYLADERE İLÇESİNİN NUFUSU

 

Bingöl'ün en küçük ilçesi Yayladere'nin toplam nüfusu ise 2 bin 87 olarak açıklandı. Bu nüfusun bin 160'ı ilçe merkezinde yaşarken, 636'sı ise köylerde yaşıyor

 

Kültürel Detaylar – Camii ve Kaleler

 
Sentarius Kalesi

 

Murat Irmağı Vadisi’ndedir. Bingöl il merkezinin 20 km. çevresini denetlemek üzere yapılan üç önemli kaleden biridir. Urartu dönemine aittir.

 

Kral Kızı Kalesi (Dano-Hini)

 

Genç ilçesinde yer alan kale Diyarbakır çayı ile Konsper Çayı’nın buluştuğu yerde bir tepeye yapılmıştır. Keynekler denen bu yer yıkıntı durumdadır. Söylentilere göre Pers Kralı Dano kaleyi kızı için yaptırmıştır.

 

Kiğı Kalesi

 

İlçe merkezinin güneydoğusunda yer alan Kiğı Kalesi,çok sağlam bir yapıya sahiptir. Etrafı sarp kayalıklarla kaplıdır. Kale içinde bina harabeleri bulunmaktadır. Erzincan tarihinde bu kalenin Acemlerin akınına maruz kaldığı rivayet olunmaktadır. Kale’ye giren İranlıların halka büyük işkence yaptıkları, evleri yakıp yıktıkları, erkeklerin çoğunu öldürdüklerinden ve kadınlara kötü davrandıklarından bahsedilmektedir. Burayı terketmeye mecbur kalan ahalinin Kiğı’ya gelip Kaleli mahallesinde yerleştikleri ve bu mahallenin bu yüzden “Kaleli” adını aldığı tarihi kaynaklardan anlaşılmaktadır.

 

Kale içindeki harebelerde zamanında yapılan kazılarda çeşitli ev ve süs eşyalarına rastlandığı söylenmektedir. Kale’nin Peri Suyu’na bakan yamaçları çok dik olduğundan bu yönden Kale’ye çıkmak oldukça güçtür. Kale’ye dar bir yol ile gidilmektedir. Kale etrafındaki düzlüklerde halen ziraat yapılmaktadır.

 

Acemler’den önce İslamlar devrinde Hazreti Ömerül Faruk zamanında ehli islam eline geçen Kiğı, Müslümanlardan önce Roma hakimiyetinde bulunuyordu. Ebu Übeyde’nin Başkumandanlığı zamanında Halit Bin Velit, Kiğı Kalesi’ni Roma Hanedanından Kiğa’nın oğlu Talon’dan teslim almıştır.

 

 

 


Kiğı Camisi

 

Kiğı Camii ilçenin en eski eserlerindendir. Minarenin üstünde Arap harfleriyle yazılı bir yazıdan; bu eserin, Bayındırlı Pir Ali Bey Bin İbrahim Bey tarafrından Hicri 700 tarihinde inşa ettirildiği anlaşılmaktadır. Ayrı bir kayıtta ise, bilahare yıkılan minarenin, Hacı Hasan tarafından tamir ettirildiği ve Pir Ali Bey oğlu Pilten Bey tarafından da caminin onarıldığı yazılmaktadır. Akkoyunlular devrine isabet eden bu tarihlerden de anlaşılacağı gibi Kiğı’nın bir Akkoyunlu şehri olduğu meydana çıkmaktadır.

 

Cami tek minareli ve tek şerefelidir. Avlusunda Kiğı eşrafından Hacı Mehmet Efendi’nin (Zermek Şehzadelerinden) kabri bulunmaktadır. Bu zat ilmi ve üstün zekası ve silahşörlüğü ile de meşhurdu.

 

Kültürel Detaylar – Halk Oyunları

 

Kartal Oyunu

 

Bu oyunda Oyuncular, dağlarda sert kayalar üzerinde uçan kartalları andırır. Oyunun, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıktığı rivayet edilir. Karlıova’dan Şeref Meydanı’na doğru saldırıya geçen Rus kuvvetleri ile askerlerimiz ve milis kuvvetlerimiz arasında meydana gelen savaşta galip gelen kuvvetlerimizin kahramanca savaşını öyküler. Savaş meydanında kalan düşman cesetlerine kartalların hücum etmesiyle, kartal oyunu sembolize edilmiştir.

 

Delilo Oyunu

 

Oyun kızlı ve erkekli oynanır. Çevrede en fazla oynanan oyunlardan biridir.
Meryemo El ele tutuşarak bir çember yapılır. Tutulan eller içe ve dışa doğru sallanır. İleri çökme hareketleri yapılır. Oyun oynanırken şu türkü söylenir.

 

Çepik (El Çarpma)

 

Çok sert figürleri olan bir oyundur. Oyun, yöre insanının tabiat ile olan mücadelesini ve oyuncular arasında bir nevi kuvvet denemesini yansıtır. Oyun; davul, zurna eşliğinde oynanır. Müziğin başlaması ile birlikte sağ ayakla oyuna başlanır. Üç adım öne yürünür, üç adım bitiminde eller çırpılır. Bu hareketlerin bir kaç kez tekrarından sonra eşler birbirlerine dönerek ellerinin içleri ile üçer defa sert bir şekilde karşılıklı vuruşurlar. Bu vurma hareketleri bir kaç kez yapılır

 

Çaçan

 

Hareketli bir oyundur. Yörede en çok sevilen ve tutulan oyunlardandır, Ayaklar yeri döverek tempo tutulur ve öne doğru üç sıçrama yapılır. Hareketlerin aynı anda yapılmasına özen gösterilir. Oyun oynanırken en çok şu türkü söylenir.

 

Bingöl Yöresel El Sanatları

 

Halı

 

Genellikle ilkel tezgahlarda dokunmaktadır. İlkel metodlarla yapılan halıların tezgahı , önce karşılıklı dört adet kazık çakılır. Kazıklar sabit olup halının uzunluğuna ve enine göre ayarlanarak çakılır. Kazıkların arka tarafına birer ağaç yerleştirilir. Daha sonra halının başlama kısmına kasnak yerleştirilir. Dokuma işinde ilmekler atılır, ilmek uzunluğu kadar kesildikten sonra kerkitle sıkıştırılır. Halı makas ile kesilir. Tezgahta tek kişi çalışır.

 

Kilim

 

Tezgahın kuruluşu ilkel halı tezgahının aynısıdır. Kilim dokumada halıdan farklı olarak ilmekler atılmayıp, çözgü iplerinin arasından masura geçirilir ve kerkitle sıkıştırılır.

 

Palas

 

Palas keçi kılından oluşan iple yapılır.Tezgahı kilim tezgahının aynısı olup fazla desen işlerine yer verilmez. Daha çok simetrik ve geometrik desenler kullanılır.

 

Heybe

 

Kolayca eşya ve yük taşımak için birbirine yapışık iki torbadan ibarettir.Genellikle heybe omuzda, at ve diğer yük hayvanlarında yük taşıma aracı olarak kullanılmaktadır.

 

Keçe

 

Diktörtgen biçiminde dikilip soğuk günlerde çobanlara giydirilir.

 

Çorap ve Eldiven

 

Çorap yapımına üç şişle başlanır. Çorabın yapılışı tahminen dört santime ulaştığı zaman şiş sayısı beşe çıkarılır. Çoraplar beyaz düz ve desenli olarak örülür

 

Bingöl Örf - Adet - Gelenek Ve Görenekleri

 

Her toplumun kendine has adet ve inanışları vardır. Yörede geçmişten günümüze gelen ve halk arasında var olan töreler adetler inançlar halk tabipliği az da olsa itibar görmektedir.

 

Bingöl Örf - Adet - Gelenek Ve Görenekleri...
1- Yeni doğan çocuğun kırkı çıkmayıncaya kadar evden çıkarılmaz o ev komşulara ateş vermez. 

2- Yeni doğan çocuğun kulağına ezan okunur. 

3- Karga (Saksağan) kapıda öterse uğursuzluk getirir 

4- Eve yeni gelen gelinin kayınbaba ve kayınbiraderlerle konuşması ayıplanır. 

5- Aile büyüklerine karşı çocuğu kucağına alma onunla ilgilenme ve sevme hoş karşılanmaz. 

6- Güneş ve ay tutulmalarında ezan okunur ve iki rekat namaz kılınır. 

7- Kesilen tırnaklar toprağa gömülür. 

8- Köpeklerin uluması uğursuzluk getirir. 

9- Cuma günleri yaş odun kesilmez ekin biçilmez 

10- Ölü evinde üç gün yemek pişirilmez 

11- Yeni doğan bebeğin kesilen göbeği cami duvarına konursa çocuk din alimi okul duvarına konursa tahsilli olur. 

12- Sarılık hastalığına yakalanan kimselere sarı boncuk veya altın takılır sarı elbise giydirilir. 

13- Cuma günleri çamaşır yıkanmaz. 

14- Nazardan korunmak için mavi boncuk veya muska takılır. 

15- Bazı çıbanları patlatmak içindeki iltabı çekmek için üzerine soğan veya geniş yapraklı bitki(yörede Pelhaves denilen yaprak konur) 

16- Armut ve elma ağaçları çok çiçek açarsa o yıl kar yağar. 

17- Geceleri hava bulutlu olup içinde kırmızılık varsa yağış olmaz. 

18- Bulutlar doğuya doğru kayarsa hava güneşli olur Batıya kayarsa yağış olur. 

19- Kuşlar sürü halinde ağaçların tepesine konarsa o yıl kışın erken geleceğine ve şiddetli geçeceğine inanılır. 

20- Geceleyin aynaya bakmak uğursuzluk getirir. 

21- Akşamları evi süpürmek bereket kaçırır. 

22- Yolculuk yapanların arkasına su dökülür. 

23- Arının soktuğu yere çamur sürülür Sıcak taş ve demir bastırılır. 

24- Gün batımından sonra tırnak kesmek uğursuzluk getirir.

 

.

EDEBİYAT

ATASÖZLERİ VE DEYİMLER

 

Bingöl ili ve yöresinde halkın kullandığı Atasözleri ve Deyimler

 

1- Adı çıkacağına canı çıksın

2- Ağa malı deniz yemiyen domuz

3- Ağaca çıkan keçinin dama çıkan oğlağı olur

4- Açtı ağzını yumdu gözünü

5- Ağzından bal akıyor

6- Ak ile kara dere kenarında belli olur

7- Akıntıya kürek çekme, kurak yere ekin ekme

8- Allah dağına göre kar yağdırır

9- Almadan vermek Allah'a mahsustur

10-Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al

11-Aslı neyse nesli odur-Aslına çekmeyen haramzadedir.

12-Ateş ile barut bir arada olmaz

13-Attan indi eşeğe bindi

14-Bacak kadar boyu var, türlü türlü huyu var

15-Bakmakla öğrenilseydi, kediler kasap olurdu

16-Beş parmağın beşi de bir değil

17-Bin dinle, bir söyle

18-Bir ayağı çukurda-Büyük lokma çukurda kalır

19-Çalışmak ibadetin yarısıdır

20-Çoban ne yesinki köpeğine yedirsin

21-Davulun sesi uzaktan hoş gelir

22-Eceli gelen keçi, çobanın ekmeğini yer

23-El atına binen yaya kalır

24-Elin hamuru ile erkek işine karışma

25-Eşek olduktan sonra semer vuran çok olur

26-Eşekler çalışır, atlar yer

27-Ev sahibinin hatırı olmazsa köpeğini dövmek kolaydır

28-Evin danası evin öküzünden korkmaz

29-Eyyam sana uymazsa sen eyyama uy